6 Aralık 2012 Perşembe

Medya: Beynimiz, Zihminiz ve Davranışlarımız'ı Yönlendiriyor


Medya'nın Beynimiz, Zihminiz ve Davranışlarımız Üzerindeki Yönlendirici Etkisi : "Alışkanlıklarımız!"

"Bilinçaltı düşüncelerimiz bilince çıkmadıkça karşımıza kader olarak çıkar."
Jung

"İsteklerimize sahip olmuş gibi davrandığımızda beynimizde yeni nöron ağları kuruluyor, yeterli sayıda nöron ağı kurulduğunda isteklerimize artık gerçekten sahipmişiz gibi hissediyoruz. Yani beyin bir nevi hayalle gerçeği ayırt edemez hale geliyor ki yapılan bir deneyde de deneklerin karşısındaki bir nesneye bakmaları söyleniyor ve onlar bu nesneye bakarken beynin yapısı inceleniyor, çeşitli araçlar ile (tomografi gibi) bunu kaydediyorlar. sonradan nesneyi kaldırıp, deneklere az önce gördükleri nesneyi hayal etmeleri söylendiğinde ve denekler o nesnenin kendisine direkt bakmadan sadece hayalini kurduğunda bile beyin yapılarında aynı değişiklikler tespit ediliyor.

Gördüğümüz bir nesneye bakarken nöron ağları ateşleniyor ve bir nesneye bakmadan onu hayal ettiğimizde de aynı nöron ağları ateşleniyor, bu yüzden zihin hayal ve gerçeği ayırt edemiyor."

-Gerçek mi hayal mi ?

Güzel bir düşünce ya da hayal bizi mutlu ederken tam aksi gerçek olmasa bile kötü birşey hakkında ya olursa diye düşünmek bile bizi mutsuz eder, korkutur. Mesela evinize hırsız girdiğini hayal edin. Korku ve heyecan hemen sizi sarmaya başlar. Film sektörü de bunun için vardır. İzlerken hiçbirimiz bu gerçek değil diye düşünmeyiz. Heyecanlanırız,üzülürüz,gerçekmiş gibi etkileniriz.

Beynimizin hafıza bölümü unutmaya programlı. Bir gün içerisinde bile bir çok şey konuşuyoruz, dinliyoruz, izliyoruz. Duyduğumuz ya da okuduğumuz bir şeyi önem derecesine göre üç saniyeden başlayarak bir kaç gün, bir kaç hafta içinde unutuyoruz. Ancak tekrarlanan bilgileri beyin kaydediyor.

Mesela bir film izlediniz, bir hırsızlık ya da cinayet haberi duydunuz, sizi çok etkiledi. Aklınızdan çıkmıyor. Her hatırladığınız da tekrar etmiş olduğunuz için beyin, önemlidir diye sizin için kaydediyor. Ya da dizi ve filmler de birbirine benzer konular sürekli işleniyorsa verilen mesajlar etkili ve kalıcı oluyor.

Masal ve hikayelerin insanları etkilemesi de beynin gerçek ve hayali ayırt edememesinden kaynaklanıyor. Gerçek olmadığını biliyoruz ama dinlerken veya okurken gerçekmiş gibi algıladığımız için etkileniyoruz. Çocuklar masallardan çok etkilenir. Aynı masal ne kadr çok tekrar edilirse masalın içindeki mesajın kalıcılığı ve etki gücü artar.

Beyin için önemli bir bilgi de beynimizin sağ ve sol bölüm olam üzere iki bölümden oluşuyor. Sağ taraf yeni giren bilgilerle, sol taraf eskiden kalan bilgilerle çalışıyor. Gelen bilgiyi sağ taraf alıyor, bilgi tekrar edilmiyorsa bir süre sonra siliniyor. Bilgi tekrar ediliyorsa sol taraf kayda geçiyor. O artık bize ait bir bilgi oluyor. Eğer o bilgi davranışa sebep olacak bir bilgiyse bilgi davranışa dönüşüyor ve otomatik sisteme geçiyor. ve artık düşünmeden davranıyoruz.

Bir film boyunca veya reklamlarda ya da haberlerde bolca tekrar edilen sözler, sahneler, hareketler, tavırlar… Hep beynimizi etkileyip istenilen şeyin yerleşmesini sağlar.


-Taklit Güdüsü

Diğer yandan konu ile ilgili yapılan yeni bir araştırma, beynimizin bir şeyi yapmayı istemekle o şeyi gerçekten yapmayı ayırt etmediğini ortaya koyuyor.

Araştırmacılara göre örneğin birisine el salladığınızda, elinizi sallama isteğiniz fiziksel edimin kendisine değil, elinizi hareket ettirdiğiniz duygusuna neden oluyor.

Sinirbilim beynin, deneyimleri ne şekilde işlemden geçirdiğini büyük ölçüde ortaya koysa da, istemenin kaynağı gizemini koruyor. Önceki çalışmalar istemeyi, edimde bulunmak ve edimin bilincinde olmayla da ilişkilendirilen arka paryetal korteks (beynin arkasına doğru olan bölge) ile premotor kortekse bağlıyordu, ancak her bir bölgenin işlevi ve birlikte nasıl çalıştıkları açıklığa kavuşturulamıyordu.

Fransa’nın Bron şehrindeki Centre de Neuroscience Cognitive’den sinirbilimci Angela Sirigu arka paryetal bölgesi zedelenmiş hastalarla birlikte çalışırken bu bölgenin istemli edimlerdeki işlevini merak etmeye başlamış. Sirigu hastaların belli bir hareketi ne zaman istemeye başladıklarını saptayamadıklarını, çünkü kendi istemlerini kontrol edemediklerini belirtiyor.

Sirigu, beyin ameliyatlarındaki yaygın bir uygulamadan yararlanmak için Lyon Üniversitesi’nden araştırmacılar ile Pierre Wertheimer Hastanesi’nden beyin ve sinir cerrahı Carmine Mottolese’in çalışmalarına katıldı. Beyin cerrahları beynin haritasını çıkarmak ve cerrahi müdahalede yanlışlıkların önüne geçmek için, ameliyat öncesi hazırlıklarının bir parçası olarak, lokal anesteziyle uyanık tutulan hastanın beynini elektriksel uyarımlarla faaliyete geçirirler. Mottolese yedi ayrı hastanın ameliyatı sırasında hastaların frontal, paryetal ve temporal beyin bölgelerini uyardı ve Sirigu’nun ekibiyse onlara ne hissettiklerini sordu.

Paryetal bölgenin uyarılmasıyla hastalar kollarını, bacaklarını ya da dudaklarını hareket ettirmek “istediklerini” belirttiler. Mottolese aynı bölgeyi daha yoğun bir şekilde uyardığındaysa hastalar, yapmadıkları halde, hareket ettirmek istedikleri uzuvlarını gerçekten hareket ettirdiklerini düşündüler. Diğer taraftan premotor bölgenin uyarımı hastaların hareketi gerçekten yapmalarına neden oldu, ancak bu sefer de yaptıkları hareketin hiçbir şekilde farkına varmadılar.

Sirigu, Science dergisinde de yayımlanan sonuçların, “ne yaptığımızın farkında olmak için istemliliğe gerek duyduğumuzu” gösterdiğini söylüyor. “Beynin bir edimi istemesi ile bu isteğin gerçekleştirilmesiyle neyin olacağı öngörüsü hareket deneyimimizi oluşturuyor.”

University College London’dan Patrick Haggard ise “Bence bu çalışma son derece ilginç; insanı doğamızın önemli bir yönü olan iradeyle ilgili bir sinirbilimin olabileceğini düşünmeye itiyor” diyor.

Şimdi televizyon başından kalkmadan yaşayan insanları düşünün. Neler ile zehirleniyorlar ve nasıl programlanıyorlar!?

Derleme

.